Tutunamayanlar üzerindeki Kafka izleri

Yakın zamanda Oğuz Atay’ın tutunamayanlar kitabını okudum. Uzun bir zaman aldı zira sadece boş vakitlerimde okudum. Çok dolu bir insan değilim ama boş vakitten kastım bir yerde bulunmak zorunda olduğum ama işimin sadece beklemek olduğu durumlardır. Mesela hastane bahçesinde bulunmak zorundasınız, içerde hastanız var ama diğer taraftan içeri de alınmıyorsunuz. Orada beklemek zorundasınız.

Başka türlü boş vaktim pek olmuyor. Mesela eve gittiğimde iş dönüşü televizyonu açıp boş boş izliyorum. Ya da saatlerce telefonumla oynuyorum. Ya da hiç bir şey yapmasam bile o benim için boş vakit olmuyor çünkü benim için boş vakit hiç bir şey yapamadığın ve sıkıldığın andır ve öyle anlarım çok azdır. Çok zor sıkılırım.

Bu da benim ayıbım, ne yapayım. Biliyorum kitap okumak boş zaman eğlencesi değildir. Kitap okumak için zaman ayırmak gerekir, tüm önemli işlerinizi de buna göre programlamak gerekir ama…

Neyse Oğuz Atay diyorduk. Bu adam özellikle gençler arasında tartışılmaz en popüler yazarlardan bir tanesi, burada bir tuhaflık var çünkü bu adamı sevenlerin çoğu kitabı ya okumamış ya da okuyamamış.

Okuyamamalarının sebebini anlayabiliyorum. Tutunamayanlar kitabının best seller olduğu yıllarda facebookta ‘ tutunamayanları bitiremeyenler’ kulüpleri vardı ve üye sayısı da oldukça fazlaydı. Ancak yine de bu durum, bu kitabın en çok sevilen ama en az bitirilen kitap olma özelliğini açıklamıyor.

Kitapla ilgili bir başka komik durum ise şu; internette her yerde kitabın kahramanı Turgut’un Olric’le olan konuşmaları var. Ne hikmetse bu konuşmalar asıl kitapta geçmiyor. Aynı sonradan türetilen Nasreddin Hoca fıkraları gibi…

Neyse, ben bu kitabı okudum ve bitirdim. Benim için iyi kitap kendi üzerinde uzun uzun düşündürebilen kitaptır. Tutunamayanlar üzerine çok uzun düşündüm. Bence bu kitap tartışmasız bir baş yapıt.

Yine de kitabı hakkıyla anlamak için okuduktan sonra başkalarının görüşlerine de bakayım dedim ve  internette kısa bir araştırma yaptım. Hep aynı şeyler yazıyordu, Türk Edebiyatında bir devrimmiş, yazar hayattayken fark edilmemiş de sonradan ünlü olmuş. TRT roman ödülünü kazanmış vs… Benim aradığım tabii ki bu genel geçer bilgiler değil, okuduktan sonra anlamadığım yerleri aydınlatacak derinlemesine incelemeler. Maalesef Türkçe kaynaklarda bulamadım.

İngilizce kaynaklarda aramayı denedim ama çevirisinin çok zor olması haricinde çok da bir şey bulamadım. Bir de Olric diye bir yayınevi tarafından da yayınlanmış.

Sonuç olarak oturup kendi anladıklarımı yazmaya karar verdim. İşte buradayız.

Ha bu arada henüz kitabı okumadıysanız buradan sonrasını sonraya saklayabilirsiniz.

Tutunamayanlarda Kafka Etkisi

Kafkayı bilirsiniz. Kitaplarının bir kısmı öldükten sonra bir arkadaşı tarafından yayınlanmış ve böylece o şaheserleri tanıma fırsatına erişmişiz.

Tutunamayanlar kitabının konusu nerdeyse Kafka’nın yaşam hikayesi ile aynı. Cemil diye bir karakter var. Zeki, hassas ve çevresine uyum sağlamaya çalışsa da pek başarılı olamayan bir karakter. Aslında görünüşte uyum sağlıyor ama aslında bu durumdan dolayı varoluşsal sancılar çekiyor. Bu yüzden de intihar ediyor. Daha sonra selimin arkadaşlarımdan olan turgut bu konuyu araştırırken selimin yazdıklarını buluyor. Bunlar içerisinde denemeleri ve ölmeden önce yazdığı günlükleri var. Bunları derleyerek kitap haline getiriyor ve yayınlıyor.

Kafkan’nın hayat hikayesi ile kitabın konusunun nasıl benzer olduğunu artık fark etmişsinizdir

Ama benzerlikler burada da bitmiyor. Oğuz atayın yazma tarzı, en azından bu kitapta, sıra dışı. Gerçekle hayal dünyası arasında gidip gelen, anlamayı zorlaştıran bir tarz. Bu elbette türk edebiyatında yeni bir eylem ancak daha önce Kafka’nın bulduğu ve bizleri mest ederek uyguladığı bir tarz. Onun kitaplarında da gerçekle hayal dünyası iç içedir ve anlaması zordur.

Oğuz atayın kitabı aslında iki tarzdan oluşuyor, birinci tar satirik, taşlama niteliğinde. Bu kısımda elbette bir çok yazardan etkilenmiş olabilir. Kitapta da ismi geçen Gogol’ün ölü canlar ve bir delinin hatıra defteri, bu bölümlerde kendini hatırlatıyor doğrusu. Zaten turgutun kendi kendine daha sonra da Olric’le olan konuşmaları hem bir delinin hatıra defteri ismini anımsatıyor hem de tarz olarak özellikle eleştirel bölümlerde kendini hissettiriyor.

Bunların dışında, özellikle cemilin günlüklerinin bulunduğu bölüm Kafka’nın etkisini iyice hissettirdiği bölümler.

Dönüşüm

Kitaptaki Kafka izleri sadece tarz olarak ortaya çıkmıyor. Zaten kitabın konusunun bile Kafkanın hayatına ne kadar benzediğini söylemiştim. Bu kitapta Kafkanın kitaplarına da bir saygı duruşu olduğunu seziyorum ve bu kitaplardan en öne çıkanı elbette dönüşüm kitabı.

Dönüşüm kitabını bilirsiniz. Kitabın kahramanı bir sabah aniden yatağında kocaman bir böcek olarak uyanır. Görünüşte böyle fantastik bir konusu olsa da Kafkanın bu kitabı var oluşsal bir eleştiridir. Gregor samsa aynı bizim kahramanımız cemil gibi zeki ve çalışkan bir insandır ve çevresine olabildiğince faydalı olmaya çalışır. Diğer taraftan ailesi ve çevresinin kalıplarına uymayı başarabildiği ölçüde değer görür ya da görmez. O kalıpların dışına çıktığında artık bir böcek kadar değersizdir.

Bizim kahramanımız cemilde de aynı sancılar vardır. Cemil ailesinin ve özellikle arkadaşlarının toplumsal kalıplarına uymayı görünüşte başarsa da içten içten başarısız olur ve dolayısıyla toplum dışına itilir ve sonunda da intihar eder.

Zaten kitabın bu bölümünde, cemilin günlüklerinde sık sık Kafkanın dönüşüm kitabına atıf vardır. Cemil hasta olduğu bu günlerde sık sık dönüşüm kitabını eline alır ancak hamam böceklerine karşı olan duyguları yüzünden başarılı olamaz. Burada sonradan anlarız ki Cemilin hamam böceği korkusu aslında Kafka’nın korkusu ile aynıdır. Toplumsan kalıplar… hamam böceği eşittir tutunamayanlar. Aslında aynı kavramlar, isimleri farklı.

Dava

Kafka, dava kitabında ulaşılmaz görkemli devlet dairelerinin tasvirlerini yapmıştır. Aynı tasvirler Oğuz atayın kitabında da gerçek ve hayalin birleşimi şeklinde tasvir edilmiştir.

Devlet dairesindeki bir memurla olan iletişimi, ve  devlet dairesinde bir yöneticiye ulaşmaya çalıştığı bir rüya tasviri bu tasvirlerden en öne çıkandır.

Şato

Kafka şato kitabında ulaşılmaz bürokratik engelleri tasvir eder. Kitabın kahramanı bir devlet görevlisine daha doğrusu amirine derdini anlatmak için ulaşmaya çalışır ancak bunda bir türlü muvaffak olamaz.

Tunamayanlarda da bu hikayeye benzer bir tasvir vardır. Yukarda da bahsettiğim gibi, kitabın kahramanı Turgut devlet dairelerinde işlerini halletmeye çalışırken önüne çıkan engelleri uzun uzun anlatır. Hatta bu tasvirlerden birinde, rüyasında bir müdürle görüşmeye çalışır ancak mantıksız bir şekilde onu görmesine rağmen ona ulaşamaz, karşısına saçma sapan engeller ve bahaneler çıkar.

Şato kitabında da kahraman şatoyu sürekli görmesine rağmen ona ulaşmaya muvaffak olamaz.

Amerika

Amerika, kafkanın amerikaya gitmeden amerika hakkında yazdığı bir romandır. Kahramanın burada hayata tutunmaya çalışmasını anlatır. Kitabın sonunda Kafkanın kahramanı bir trene biner. Bu trende o zamana kadarki tüm endişeleri, korkuları sona ermiştir.

Tutunamayanların sonunda turgut tüm malını mülkünü satıp trene biner. Trenden hiç inmez, bir trenden iner başka bir trene biner. Aynı şekilde Turgut da bu dünyadaki endişelerini yüklerini geride bırakmıştır bu trende.

Sonuç olarak, oğuz atay sıkı bir kafka hayranıdır ve öyküsünde kafkanın kitaplarından esinlenmiştir. Bu onun özgün olmadığı ya da iyi bir yazar olmadığı anlamına gelmiyor elbette. Hatta bu kitap Türk edebiyet tarihinin baş yapıtları arasındaki yerini hak ederek almıştır.

Benim yapmaya çalıştığım bu kitabın daha iyi anlaşılmasına yardım etmektir. Tutunamayanları bitirip anlayabilmek için Kafkanın tüm serisinin okunup anlaşılması gerekiyor.

Yorum yapın